Kamusal Alan ve Din İlişkilerinde Yeni Dönem


Creative Commons License

Köroğlu C. Z.

JOURNAL OF TURKISH STUDIES, cilt.9, sa.5, ss.1487-1505, 2014 (TRDizin)

Özet

Modern kamusal alan anlayışlarının en temel sorunsallarından birisini, kamusal alan ve din ilişkileri oluşturmaktadır. Aydınlanma ideallerinin zihinsel zemininde ve burjuva sınıfsal temeli üzerinde yükselen modern kamusal alan, dini özel alana ait bir olgu olarak ele almıştır. Buna göre kamusal alan, kamusal bir topluluğun, rasyonel ve eleştirel bir akıl yürütme tarzı ile toplumu ilgilendiren konuları tartıştığı, bütün katılımcıların, ikna olarak karşılıklı bir konsensüse vardıkları, toplum ve devlet arası aracı bir kurumdur. Kamusal alanda geçerli olan akıl yürütme tarzı, rasyonel bir akıl yürütme tarzı olduğu için din ve dini kabule dayalı akla sahip toplumsal aktörlerin kamusal tartışmalara katılmaları mümkün değildir. Dini konular üzerinde herhangi bir uzlaşı mümkün olmadığı için dini, etnik, kültürel farklılıklara sahip toplumsal unsurlar bu kimliklerini özel alanda yaşamak zorundadır. Kamusal alan, uzlaşı, objektiflik, rasyonellik ve sekülerlik gibi ilkelerle tanımlanan bir alan olmalıdır. Ancak bu ilkelerle dinlerin doğaları gereği sahip oldukları, dünyevilik ve yaşamın bütünselliği ilkeleri arasında sürekli bir gerilim olmuştur. Günümüz toplumlarında ise gittikçe kamusal ve özel alanlar arasındaki sınırlar silinmektedir. Böylece özel olarak nitelenen konular kamusal, kamusal olarak nitelenenler ise özele dönüşebilmektedir. Bu süreçte din de kamusalın kurucu unsuru olarak ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca gündelik yaşam düzleminde seküler ve dinsel olanlar arasında geçişkenlik sürekli artmakta ve pozitivist anlayışa dayalı sekülerlik teorileri yeniden ele alınmaktadır. Modern kamusal alanla ilgili ilk teorik yaklaşımlardan birisini geliştiren ve kamusal alanın sekülerliği üzerinde ısrar eden J. Habermas bile günümüz toplumlarında, kamusal alan ve din ilişkisini yeniden ele almıştır. Günümüz toplumları için önerilen genel yaklaşım, artık dinin, salt özel bir olgu olarak ele alınamayacağı ve günümüzde dinlerin kamusal alana girmesi gerektiği yönündedir. Dinin kamusal alana kurucu bir unsur olarak girmesi, kamusal alanın çoğulculuk ve çeşitliliğine katkı olarak yorumlanabilir